Kaz Dağları

  • Antik Çağ’da İda Dağı olarak geçen Kazdağları, adını Ege ve Marmara bölgelerinin arasındaki sınırı oluşturan sıra dağlardan alıyor.
  • Alpler’den sonra dünyanın en önemli 2. oksijen deposu olarak biliniyor. Oksijen seviyesi yüksek olduğu için 5-6 saatlik bir uykuyla zinde uyanıyorsunuz. Bu oksijenin üreten orman değil, denizdeki yosunlarmış, denizde üretilen oksijen, dağların arasından yukarı çıkıp 800 -1200 metre arasında birikiyormuş.
  • Kaz Dağları, tüm dünya için çok önemli bir biyoreserv alanı. Oksijen seviyesi, denizden gelen nem, dağın yüksekliği gibi bazı etkenler bir araya gelince burada çok özel bir ekosistem oluşmuş ve başka coğrafyalarda yaşaması mümkün olmayan bitki türlerinin gelişmesi mümkün olmuş. Kaz Dağları’nda 800’den fazla bitki çeşidi var ve bunların 49’u Anadolu’ya, 31’de bu milli parka özel endemik türler. En önemlilerinden biri Kaz dağı göknarı, bu bitkinin kozalakları çaya katılarak lezzet verir ve 1600 metreden yükseklerde yetişen Kaz dağı çayı bulunur.
  • Çanakkale ve Balıkesir bölgesinin ortak değeri Kaz dağları 1993 yılında milli park kabul edilerek koruma altına alınmış, Kazdağlarının sadece %10’u milli park.
  • Kazdağları’nın altında dünyanın en verimli altın madenlerinden bir kısmı yatıyor bu yüzden uzun yıllardır altın madeni işleten şirketlerin hedefinde. Maden Tetkik Araştırma Enstitüsü­nün verdiği rakamlara bakacak olursak, bölgede 338 ton altın var.  Biga Yarımadası’nın yaklaşık yüzde 80’ine altın madeni ruhsatı verilmiş durumda. Altın madeni işletmeleri altın ararken siyanür kullanıyorlar ve Siyanürle altın aranan maden sahası Çanakkale şehir merkezine su sağlayan, binlerce insanın su kaynağı Atikhisar Barajı’nın su havzasında.Kaz Dağı, bölgenin yaşam kaynağı, su kaynaklarıyla çok zengin bir tarımsal ortam yaratıyor, Çanakkale ve Balıkesir’i besliyor. Çanakkale’de nüfusun yüzde 56’sı, Balıkesir’de yüzde 46’sı tarımla uğraşıyor. Kaz dağlarında devam eden altın arama projelerinde 869 bin ağacın kesileceği söyleniyor ve sadece kirazlı maden sahasında kesilen ağaç sayısı 195 bin. Şu ana dek izin verilen kesim sayısının tam 4 katı ağaç kesilmiş.Aşağıdaki linkle kaz dağlarında altın madenciliğinin çevreye ve ülkeye etkisini açıklayan bir çok noktayı görebilirsiniz ;
  • https://teoriveeylem.net/tr/2019/10/24/kaz-dagi-altin-isletmeciligi-ve-mucadele/
  • Altın madenciliğine daha detaylı bakacak olursak ; Kömür, demir, bakır, gümüş gibi diğer madenlerle karşılaştırıldığında altın oran bazında doğa tahribi en yüksek olan maden.
  • Altın madenciliği esas olarak kimyasal bir madenciliktir. Altının siyanür ile işleme tabii tutulmasından sonra, başka hiçbir madende görülmeyecek oranda kimyasal atık oluşur. Bu atığın doğadan yalıtılmış halde tutulması için cevherin kazanılması sırasında yaratılan tahribattan daha büyük hacimde, ikinci bir çevresel tahribat yaratılmakta.
  • Kaz Dağı, hayvan varlığı açısından da son derece zengin “Tüm Türkiye’ye bu bölgeden damızlık hayvanlar dağıtımı yapılmakta. Süt verimleri, Türkiye ortalamasının çok çok üstünde bu bölgedeki hayvanlarda ve süt ürünleri sanayi bu bölgede çok gelişmiş. 
  • Milli parkta Sarıkız, Karataş, Baba tepesi olmak üzere 3 zirvesi bulunur, en yüksek tepe 1774 metre olan Karataş Tepesi.

Kaz dağları mitoloji ve efsaneler

Ilk efsane Zeus ile alakalı ;

  • Mitolojik önemi olan Kaz dağları , Yunan mitolojisinde tanrıların güzelliğine hayran oldukları için Olimpos’tan geldikleri yermiş.
  • Dokuz bin yıllık tarihe sahip Kaz Dağları bir diğer adı İda olan bölgenin bu adı almasının nedeni mitolojide Tanrıların Kralı olarak bilinen Zeus’un burada doğduğuna ve süt annesinin İda olduğuna inanılması.
  • Efsaneye göre dünyanın ilk güzellik yarışması, Troya Savaşları’na sahne olan, Zeus’un doğduğu ve hatta Hera ile evlendiği, Ilyada ve Sarıkız efsanelerinin doğduğu özel bir yer Kazdağları.
  • Aşk tanrıçası Afrodit, evlilik tanrıçası Hera, zekâ tanrıçası Athena arasında düzenlenen ilk güzellik yarışması da İda Dağı’nda yapılmış. Thetis ve Peleus’un düğününe çağrılmayan karmaşa tanrıçası Eris’in, düğün yerine üzerinde ‘en güzel için’ yazan bir altın elma bırakması bu güzellik yarışmasının yapılmasını sağlamış. Afrodit, Hera ve Athena arasında çıkan ‘en güzel benim’ tartışmasında birinin karar vermesi için Zeus’a sorulmuş ama Zeus geriye kalan tanrıçaların hiddetinden çekindiği için ölümlü olan Paris’in seçim yapmasını istemiş. Paris, ona dünyanın en güzel kadınının aşkını vadeden Afrodit’in teklifi karşısında kayıtsız kalamamış ve altın elmayı Afrodit’e vererek onun ilk güzellik yarışmasının birincisi olmasını sağlamış. Bu yarışmadan sonra Paris, Afrodit’in de yardımıyla Helen’i kaçırmış ve böylece Troya Savaşı başlamış.

Bir diğer efsane Sarıkız Efsanesi ;

  • Sarıkız Tepesi Kaz Dağları’ndaki üç tepeden birinin adı 1726 rakımdaki Sarıkız Tepesi. Civar köylerden birinde annesini küçükken kaybeden güzel Sarıkız ve babası yaşarmış. Sarıkız kendisine talip olanlarla evlenmek istemeyince köyün gençleri tarafından adı kötüye çıkarılır. Baba hacdan döndükten sonra bu kötü dedikoduyu duyar ve Sarıkızı öldürmek için tepeye çıkarır ama kızına kıyamaz ve kazlarla bırakıp orada ölmeye terk eder. Yıllar sonra dağa çıkanlar tepede kazları olan sarı kızın yardımıyla yollarını bulduklarını söyler baba bunun üzerine dağa çıkmaya karar verir. Baba bugün Sarıkız tepesi olarak adlandırılan tepede kızını bulur ve kızından yüzünü yıkamak için su ister, kızı bir elini uzatır testisine denizden su doldurur, diğer elini uzatır dağlardan susayan babasına içme suyu getirir. Baba o an anlar ki kızı ermiştir. Kızına hakkısızlık edildiğini anlayan baba kahrından bugün Babadağı olarak adlandırılan yerde ölür. Sarıkız Tepesi’nde kızın türbesi, hemen yakınındaki diğer bir zirveye de Baba Tepe deniliyor babanın türbesi yöre halkı tarafından Sarıkız ve babasına saygı göstermek için yaptırılır. Bu zirvede “Sarıkız Türkmen Şenlikleri” adı altında Türkmenler’in 700 yıllık geleneği yaşatılıyor. Her yıl 15 Ağustos’ta Güre’nin Kavurmacılar Köyü’nde Sarıkız hayrına yemek dağıtılıyor. Her sene Ağustos ayında buraya çıkan Türkmenler zirvede kurban kesiyor, adak adıyor, hayırlı bir yıl için dualar ediyor.

Kaz dağları görülecek yerler
  • Kaz dağları milli parkı
  • Adatepe köyü
  • Zeus altarı
  • Yeşilyurt köyü
  • Tahtakuşlar köyü
  • Mıhlı şelalesi ve yeldeğirmeni
  • Hasanboğuldu ve Sütuven Şelalesi
  • Darıdere Tabiat Parkı
  • Şahindere kanyonu
  • Sarıkız türbesi

Kaz dağlarında Kamping
  • Kaz dağlarında konaklamak denince tabi ki aklımıza ilk camping geliyor, Mehmetalan Köyü ormanın bitip artık yerleşimin başladığı yerde kurulmuş, tüm camping alanları köyden arabayla 10 dakika mesafede ormanın içine kurulmuş, hepsi dere kenarında ve yüzme imkanı sağlıyor.
  • Biz Akaleos kampingte kaldık geceliği kişi başı 350 tl’ydı ve tam dere kenarına çadır atabiliyorsunuz, sahipleri çok ilgiliydi, kahvaltı ve atıştırmalık seçenekleri çok uygun anne işiydi biz çok sevdik, derenin kenarında bir kano ve bir paddleboard var ücretsiz şekilde ortaklaşa kullanılıyor. Dışarıdan kendi yiyeceğinizi getirebiliyorsunuz, tuvalet ve banyoları da gayet temizdi.
  • Hızır Kamp ve Troltunga bakabileceğiniz diğer kamp alanları arasında.

Adatepe köyü
  • Kaz Dağları’ndaki ardaşık köylerde Rum’u, Yörük’ü, Türkmen’i yüzyıllarca bir arada yaşamış. Rumlar taştan, Türkmenler ahşaptan, Yörükler de hayvancılıktan anlarlarmış.
  • Kaz dağları eteklerinde bulunan Türkiye’de böyle bir köy mü varmış dedirtecek güzellikte eski bir Rum köyü.
  • Köyde Midilli, Truva, Pers, Atina, Roma, Selçuklu, Osmanlı dönemine ait izler bulunuyor.
  • Eskiden ağırlıkla Rumların ve Türklerin yaşadığı Adatepe köyünde Kurtuluş savaşı sonrası 1924 yılında yapılan nüfus mübadelesiyle Rumlar Midilli ve Girit adasında yaşayan Türklerle yer değiştirmiş. Eskiden mahallenin üst kısmında Türkler aşağıda Rumlar yaşarmış.
  • 1950 yılında köy nüfusu yarı yarıya azalmış ve hayalet köy haline gelmiş, 1980lerde Istanbuldaki şehir hayatından kaçan bir grup tarafından keşfedilip restore edilmiş , 1989 yılında sit bölgesi ilan edilen köye sonrasında hiç bir beton yapı inşa edilmemiş.
  • Köyde ağırlıklı olarak taş Rum evleri var.  Osmanlı tipi konak olarak otel olarak işletilen Hünnap Han şu an otel olarak hizmet veriyor, kahvaltısı meşhur.
  • Köyü gezerken, köyün müthiş manzaralı bir yamaçta ama deniz manzarasını nadir gören bir şekilde kurulduğunu göreceksiniz. Bunun sebebi denizden gelen işgalci ve korsanlardan köyü gizlemekmiş. Yüzyıllar içinde korsan tehlikesi azalınca köy yavaş yavaş denize doğru büyümeye ve sahilde bir liman oluşumuna yönelmeye başlamış. .
  • Adatepe ve Yeşilyurt köyünün merkezinde Refika kafe, hatta Refika olduğu tasvir edilen bir kadın fotoğrafının zeytinyağı markasının kurumsal kimliği olduğuna denk gelebilirsiniz. Bu hikaye Birinci Dünya Savaşı döneminde yaşamış olan Refika adındaki bir Rum kızının hikayesi, Adatepe Köyünde 19 yüzyıl sonunda ‘Refika’ takma adıyla yaşayan güzel Rum kızı, köyün Rum ve Türk halkı tarafından sevilirmiş, düğünlerde şarkılar söyler, güzel dans edermiş.

    Birinci Dünya savaşına kadar barış içinde yaşayan Adatepe köyü de savaştan etkilenmiş ve Köyün Rum ve Türk cemaatleri arasında soğukluk ve çatışmalar baş göstermiş. Savaş sonunda Türk ve Yunan hükümetleri arasındaki anlaşma sonucunda Refika da diğer Rumlarla birlikte köyü terk edip, Yunanistan’a yerleşmek zorunda kalmış.

    Refika’nın köyden ayrılışı Türkler arasında büyük bir üzüntüye yol açmış. O gittikten sonra bile onun adına türküler yakılmış ve her fırsatta, özellikle düğünlerde onun türküsü okunup, onun adına danslar edilirmiş. Bu geleneğin Adatepe köyünde hala devam ettiği söyleniyor.

    Daha sonra Yunanistan’ın Sakız adasına yerleşmiş olduğu ve Yunanistan’ın ilk güzellik kraliçesi seçildiği ve tesadüfen Sakız adasında bir antikacıda bulunan kız tablosunun Refika olabileceği düşüncesiyle köye götürülmüş ve Adatepe yaşlılarına Refika olup olamayacağı sorulmuş ve köyün yaşlıları Refika olduğunu dile getirmişler, bu hikayeyle alakalı çekilmiş kısa bir belgesel var, belgesele göre Refika’nın tablodaki kadınla alakası yok sadece her Yunan evinde asılan klasik bir kadın portresi, aşağıdaki linkten kısa filme ulaşabilirsiniz ;
  • https://www.youtube.com/watch?v=lbQbuNY50F4
  • Açıkcası Refika’nın güzelliği ve dansıyla tüm Türklerin arkadasından ağıtlar yakması bana hoş bir hikaye gibi gözükmedi özellikle yunan adasında rastgele bulunan bir kadın portresinin yaşlı bir insana sorularak onaylatılmasının gerçekçi bir yanı yok, köyün mübadele tarihine ışık tutmak ve ilgi çekmek yaratılmış mantıklı bir yöntem olabilir.
  • Tarihi antik çağlara dayanan Zeus altarı, Adatepe köyü girişinde Dede Tepe’de yer alıyor, denize karşı manzarasıyla Edremit Körfezi ve Midilli’ye bakıyor, altarın yani sunağın tanınması Alman gazeteci ve arkeolog sayesinde olmuş, altarın kayadan bir taht ve altara çıkılan merdivenlerin kayadan oyulmuş olmasıyla, Homeros Ilyada destanında Zeus’un Kaz dağları ( Ida dağı)’nda yaşadığı ve Truva savaşını buradan yönettiğinden bahsedilir, destanda bu bölge Gargaros Tepesi olarak geçer.
  • Köy meydanında dolaşın ve ara sokaklara girip Adatepe mimarilerini keşfedin !
  • Adatepe’de otlu dondurmalar ünlü, kekikli, naneli, ısırganlı dondurmaları deneyin !

Yeşilyurt köyü
  • Antik Yunanca adıyla Gargará olarak anılan yeşilyurt köyü, Türkçe kaynaklarda Büyükçetmi, Yunanca kaynaklarda Büyük Çepni olarak geçmekte.1969 yılında köy halkının kararı ile ismi Yeşilyurt olarak değiştirilmiş.
  • Adatepe gibi ege denizine bakan tepelerin arasında dik bir yamaca kurulmuş.
  • 700 yıllık tarihe sahip olduğu düşünülen köy İstanbul’un fethedilmesinde yardımcı olan Türkmenlere, yerleşik hayata geçmeleri için Fatih Sultan Mehmet tarafından bu bölgenin hediye edildiği söyleniyor, bir yandan da Oğuzların Çetmi boyu tarafından kurulan köye ilk yerleşim tarihi 1355 olduğu söyleniyor kısacası Türk kökenli bir köy, İlk defa yerleşik hayata geçecek olan Türkmenler köylerinin güzel olması için karşı kıyıda yaşayan Rum taş ustalarından yardım alarak köylerini inşa ettirmişler. Bunun sonucunda Rumlar zamanında taş ve demir işçiliğinde usta oldukları için köyün alt kısmına, kilise mahallesi denilen bölgeye yerleşmişler. Adatepe köyü gibi geçmişte Rumlar ve Türkler bir arada yaşamış 1924te yapılan nüfus mübadelesiyle Rumlar ve Türkler yer değiştirmiş. Daha sonra mübadele ile birlikte Rum nüfus gitmiş olsa da Yörük ve Türkmen nüfus kalmış.
  • Köyün, ortalama 200 kişilik bir nüfusu var.
  • Eski yapıların çoğu sağlam ve ayakta, köyün eski mimarisi korunmuş.
  • Yeşilyurt Köyü Cami 700 yıllık tarihi camii Osmanlı döneminde 1900’lerde inşa edilmiş, caminin girişinde hicri 1322 tarihi işli, caminin inşası sırasında Rum işçilerin çalışması nedeniyle ve kültürlerinin etkisiyle caminin tarzı kiliseyi anımsatıyor, caminin önünde ay yıldız motifi var. Biz camiyi gördüğümüzde aşırı etkilendik.
  • Radika kafe de bölgeye özgü Manlama, Çetmi tatlısı, Koruk suyunu mutlaka deneyin, ayrıca ıspanaklı mantısı ve zeytinyağlı çiçek dolması çok iyiydi.
  • Koruk suyu ; olgunlaşmamış üzümlerin ezilip suyunun çıkarılmasıyla elde edilen bir içecek ekşi ve asitli, orta çağ avrupasında Batı’da çok yaygınmış fransa gibi üzümle uğraşan ülkelerde özellikle. Koruk suyunun bir çok yararı var bağışıklık sistemini güçlendirir, önemli bi antioksidan kaynağı ve sindirimi rahatlatır.
  • Manlama ;mantı ve gözlemenin karması olarak ortaya çıkan, kıymalı gözlemeyi mantı gibi kesip üstüne yoğurt ve sos ile servis edilen farklı bi çeşit mantı.
  • Çetmi tatlısı ; içinde ceviz, tahin, elma olan sigara böreğinin üstüne pudra şekeri serpilmesi diyerek bu tatlıyı anlatabilirim.
  • Çetmihan otelde kahvaltı yapabilirsiniz.
  • Merkezde bulunan Seyyah han‘ın yan camındaki duvar hatırasıyla fotoğraf çektirmeyi unutmayın.
  • Troas kültür rotası, Homeros etabı Yeşilyurt köyünden geçiyor, Troya rotası 120 kilometre uzunluğunda bir yürüyüş ve bisiklet rotası Troya antik kenti’nden başlayıp assos antik limanı’nda son buluyor.

Tahtakuşlar Köyü
  • Tahtakuşlar köyü Adatepe ve Yeşilyurt gibi bir mimariye sahip değil daha doğal daha az turistik kalmış bir Türkmen köyü.
  • Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethetmeye karar verdiğinde gemilerin taşınacağı kızakları Kazdağları’ndaki ağaçlardan yapılması gerekince yaptırmak için tahta işçiliğinde usta olan Tahtacı Türkmenleri Toroslar’dan buraya getirmiş. Padişahın fermanı üzerine Kaz Dağları’nın yolunu tutan Tahtacılar, birçok ahşap malzeme yapmışlar. Fetih sonrasında buraya yerleşip Kaz Dağları’nda Türkmen geleneklerini sürdürdükleri köyler kurmuşlar. Tahtakuşlar, Mehmetalan ve diğer bazı köylerde bu emektarların torunları yaşıyor. Yörükler daha sonra yerleşik hayata adım attıklarında evlerini yapmaları için Rum taş ustalarıyla anlaşmışlar. ve sonrasında Rumlar da köye yerleşmiş ve beraber yaşamışlar; bu köylere örnek olarak Adatepe ve Yeşilyurt Köylerini de verebiliriz. Orta Asya’dayken Türklerin uyguladığı birçok örf ve adeti sürdürmesi sebebiyle Tahtakuşlar Köyü’nden bazı yerlerde “şaman köyü” olarak bahsediliyor.
  • Kazdağları’nda yaşayan Türkmenler, 13. yüzyılda Orta Asya’da yaşadığımız zamanlara kadar soylarının izini sürebiliyorlar. Moğol istilasından kaçarak Anadolu’ya doğru göçü başlayan Oğuz Türkleri’nin “Ağaç Eri” boyundan geliyorlarmış. Horosan ve Irak’tan sonra Toroslar’a varıp, oraya yerleşmişler. Toroslardaki ormanlarda ağaç işçiliğinde ustalaşarak “Tahtacı” ismini almışlar.
  • Tahtacı sözcüğü Osmanlı’dan beri orman işçiliği yapan ve kimliği Alevi olan gruplar için kullanılmaktadır.
  • Tahtakuşlar Meşesi, köyün simgesi olan anıt ağaçtır. Köyde geçmişte Şamanizme inanılan dönemde köy halkı için dinî bir simge olan ağaç, zamanla dinî özelliğini yitirmiştir.
  • Tuncel Kurtiz vefat edince buraya gömülmek istiyormuş ama sonra ailesi Çamlıbel’de karar kılmış.
  • Köyün başlıca geçim kaynağı zeytin.
  • İkizler Konuk Evi, Türkmen bir ailenin işletmesi, mutlaka uğrayıp serpme kahvaltısını deneyin, doğayla iç içe harika bir manzarası var.
  • Tahtakuşlar etnografya müzesi, Türkiye’de bir köyde kurulan ilk sanat müzesi, Orta Asya’dan Anadoluya göç eden Türk boylarının Şamanizm gibi eski inançlarını sergileyen eşyalar bulunuyor.

Mıhlı Şelalesi ve Baş Değirmen
  • Mıhlı Çayı’nın üzerinde Roma döneminden bin yıllar öncesinden kalan kemerli bir Başdeğirmen Köprüsü var. Yanında da eskiden değirmen olarak kullanılmış harika bir taş bina var. Öğleden sonra gelirseniz mangal kokuları ve büyük bir kalabalıkla karşılaşabilirsiniz sabah erkenden gelip yüzmek için ideal bir nokta hatta kanonuz ya da paddleboardunuz varsa getirebilirsiniz.

Hasan Boğuldu Göleti
  • Bu göletin meşhur hüzünlü bir efsanesi var; farklı köylerde yaşayıp aşık olan Hasan ile Emine’nin hikâyesi ; Emine dağda yani obada yaşayan bir köylü kızı. Hasan ise ovada, yani köyde yaşıyor. Emine ile birbirlerine aşık oluyorlar fakat Emine’nin ailesi Hasan’ı kabul etmiyor ve Emine’yle evlenmek için bir sınav vermesi gerektiğini söylüyor. Sınav ise 60 kiloluk bir tuz çuvalını obaya çıkartmak. Bu sınav sırasında Hasan dayanamayıp nehre düşüp boğuluyor. Emine de buna dayanamayıp kendini Hasan’ın gömleğinden bir parça ile ağaca asıyor. O günden beri şelalenin ve minik göletin adı Hasan Boğuldu, hemen yanındaki ağacın adı da Emine’nin Çınarı olarak anılır.
  • Hasan Boğuldu aynı zamanda piknik alanı olduğu için sabah erken saatlerde buraya gelmekte fayda var.

Ek gezi noktaları
  • Sütüven Şelalesi
  • Altınoluk Şahindere Kanyonu Zamanla aşınan kayalar arasında dibindeki taşları pırıl pırıl gösteren Şahindere Kanyonu 27 km uzunluğunda. Harita üzerinde Altınoluk’a bağlı olsa da Kaz Dağları Milli Parkı içerisinden girilebilen Şahindere Kanyonu yamaçlarıyla etkileyici bir görüntüye sahip. Kanyon içerisindeki 586 metre yükseğe kurulan cam terastan manzarayı seyretmek ise ayrı bir macera.
  • Kazdağları Seyir Terası- Altınoluk Cam teras : Kazdağları’nın yaklaşık 900 metre rakımlı Şahindere Kanyonu üzerine 2021’de kurulan cam seyir terası tüm körfez, Burhaniye, Gömeç, Küçükkuyu, Madra Dağı, Midilli manzarasına sahip. 42 derece sıcaklığa ulaşınca bu sene cam terasın bir bölümü çatlamış, iklim koşullarının sınırları zorladığı noktalarda tercih etmemek mantıklı.
  • Altınoluk Mavi Bayrak Plajı
  • Andtandros Beach Club
  • Küçükkuyu Zeytinyağı Müzesi : Tarihi bir sabunhanenin dönüştürülmesiyle 2001 yılında oluşturulmuş, bölgedeki köylerden toplamış zeytin, zeytinyağı ve sabun üretimine ilişkin presler, taşıma saklama toplama aletleri gibi çeşitli araç – gereçlerin sergilendiği hoş bir müze burası. Müze aynı zamanda kuru baskı tarzında zeytinyağı üretiminin de olduğu bir üretimhane. Müzenin yanında bir de zeytin ve zeytinden üretilen yağ, sabun gibi ürünleri alabileceğiniz bir dükkan var. Taze köy ekmeğiyle tadım yapmak da en büyük artısı. Adatepe’ye çıkan yolun başında. Ya köye girişte ya da köyden çıkışta mutlaka uğrayın deriz. Giriş ücretsiz
  • Narlı Köy : Edremit’te bir rum köyü.
  • Assos limanı

Kazdağları sonbahar ya da ilkbaharda gidip kafa dinlemek için çok ideal bir yer, biz rotamızdan aşırı keyif aldık.


Leave a comment