Kısa Paris Rehberi

Bu rehber ilk kez gidenlere yol göstermesi için değil, ikinci gidişimde öğrendiğim keşfettiğim benim meraklandıran ekstra bilgileri not almak ve paylaşmak için yazıyorum.

27 -31 Mayıs tarihleri arasında 5 günlük kısa Paris notlarım ;

İlk gün ;
Haussmanian
Haussmanian mimari
  • Paris merkezine adım attığınız gibi dikkatinizi çeken ilk şey Paris mimarisi, apartmanları ve caddeleri Haussmannian olarak da bilinen Haussmann mimarisi . Modern Paris şehir planlaması ve mimarisini III. Napolyon ve Seine Valisi Baron Haussmann’a borçlu.
  • 1832 yılındaki büyük kolera salgınının ardından Paris şehri büyüyen nüfusunu, o dönemde 1 milyondan fazla insan bulunuyordu; sağlık, ulaşım konusunda desteklemekte zorlanıyordu, suya kolay ulaşım sağlanamıyordu, dar, labirentli ve dolambaçlı sokaklar halkın güneşten faydalanmasını engelliyordu. Bu büyük sorunu çözmek için Imparator III.Napoléon, nüfus, mal, hava ve su akışlarını kolaylaştıran bir şehir planlaması oluşturmak istiyor ve 1850’de Parisli Baron Georges-Eugène Haussmann’ı Seine’nin valisi olarak atıyor.
  • Haussmann’ ın mimarlık ya da şehir planlamasında eğitim alan birisi değil , 17 yıl boyunca Paris’in valiliğini yapmış ve Paris’i yeniden inşa etmiş.
  • Haussmann, Paris’in kirli, aşırı kalabalık ve hastalıklarla dolu olduğu bu karanlık dönemde şehrin labirent sokaklarını yıktı, 19000’den fazla ortaçağ yapısını ortadan kaldırdı. Şehri geniş, görkemli bulvarlardan oluşan bir ağ ile yeniden tasarladı, 40.000 yeni bina inşa etti.
  • Kapsamlı kentsel yenileme programı 1853’ten 1870′e kadar sürdü ve inşaat 1927’ye kadar devam etti. Paris’in dar ve sağlıksız sokakları yerini geniş caddelere, parklara ve giydirme taş cepheli, ferforje balkonlu ve mansart çatılı zarif binalara bıraktı.
  • Haussmann, Paris’i pahalı bir şantiye haline getirdiği, tarihi göz ardı ettiği ve eski Paris’in ortaçağ cazibesini yok ettiği için büyük ölçüde eleştirilmiş. Artan tepkiler üzerine Haussmann 1870 yılında valilik görevinden ayrılmak zorunda kalmış ve hedeflenen diğer projeler yapılamamış.
  • Haussmann, Paris’i yeni su ve kanalizasyonlarla, tren istasyonlarıyla ve en ünlüsü tek tip bulvarlardan oluşan bir ağla donattı. Paris sokaklarına ilk kez aydınlatma sistemi kurdu.
  • Eski sokaklar yerini krem ​​rengi taşlarla kaplı ve düzenli olarak sıralanmış neo-klasik apartmanlarıyla uzun ve geniş caddelere bırakıyor. Charles Garnier tarafından tasarlanan opera binası Palais Garnier ile Paris’in merkezi taçlandırılıyor. Londra’daki Hyde Park’tan ilham alınarak Parisliler’in dinlenebileceği parklar ve bahçeler tasarlanıyor.

Hausmann mimarisinin karakteristikleri ;

  • Binaların yüksekliği 12 – 20 metre arasında olması
  • Kat sayısı altıdan fazla olmaması
  • Başlangıçta farklı katlara ulaşmanın tek yolu merdivenlerdi sonradan asansörler eklendi.
  • Merkezi bir avluya bağlanan taş döşemeli bina altında araç girişleri soyluların at arabalarıyla içeri girmesine olanak sağlıyordu.
  • Kesme taş veya oyma taş olarak da bilinen Pièrre de taille” (ashlar or freestone) tercih edilen malzemeydi. Bu taş açık gri renkte Lütesiyen kireç taşı.
  • Zemin kat – Asma katta deniyor, mağazalara ev sahipliği yapıyor, Bu katın tavanları üst katlara göre daha alçak. Giriş katında bodrum, birinci katında büyük pencereler yer alır bu büyük pencerelerin sebebi evde yaşayan insanın asil olduğunu ve dışarıdan bakan insanların ancak bodrum seviyesini görebileceklerini çünkü oraya ait olduklarını, asillerin ise yüksek dev tavanlı evlerde oturduğu göstermek istenmiş.
  • Bu binalarda ikinci kat balkonlarının konumu dönemin sosyal hiyerarşisini yansıtıyordu. En varlıklılar asil katta otururken, hizmetliler ve işçiler üst katlarda ve çatı katlarında yaşıyordu. 
  • İkinci kat – Asil kat, üst sınıfa ve soylulara yönelikti; zengin Parislilerin yaşadığı yer burası. Bu kat, tüm katlar arasında en yüksek tavana (genellikle en az 3,5 metre) ve etrafını saran ferforje balkona sahiptir. Bu kat en süslü iç mekana sahip, merdivenlerden en kısa sürede çıkmayı gerektirdiğinden geleneksel olarak bir binanın en çok tercih edilen dairesi. İkinci katta uzun, devam eden bir balkon ve güzel pencere çerçeveleri vardır.
  • Üçüncü (ve bazen dördüncü ve beşinci katlar) daha küçük balkonlara ve daha az ayrıntılı pencerelere sahiptir. Binaya denge kazandırmak için üst katta ayrıca geniş, hareketli bir balkon bulunuyor. Bu kat “asil” olmadığından, balkon karmaşık bir şekilde dekore edilmemiş ve pencereler üçüncü ve dördüncü katlarda bulunanlarla aynıdır. Üçüncü ve dördüncü katlarda tavan yükseklikleri daha alçak ve iç detaylar daha basit.
  • Beşinci kat soylulara yönelik değildi ancak binanın dış cephesini görsel olarak dengelemek için balkonlar bulunuyordu.
  • Chambre de bonne : Altıncı kat – çatı katı alanı hizmetçiler için ayrılmış, Bu düzenleme, ev sahiplerinin mahremiyetlerini koruyarak şehir yaşamına yakın kalmalarını sağlarken, hizmetçilerin de günlük işlerle ilgilenmelerini sağlıyordu. Haussmann binalarının üst katlarında, suya erişimi olmayan ve koridorda ortak tuvaletler bulunan, 50-150 metrekare kadar küçük, dönüştürülmüş hizmetçi odaları bulunabilir, genellikle çatı pencereleriyle aydınlatılan ve genellikle özel sözde servis merdivenleriyle erişilebilir. günümüzde, Haussmann tarzı bir apartmanın en üst katı şehrin çatılarının panoramik manzarasını sunduğundan, bu daireler geçmişin aksine yoğun talep görüyor, günümüzde bazı binalarda, bir kat yukarıda başlayan veya en üst kattan bir kat önce biten yenilenmiş asansörler bulunuyor.
  • Hizmetçi odaları 1830’larda Paris’te ortaya çıktı. Gerçekten de hizmetçilerin efendileriyle aynı yerde uyumasını engelleyen hiyerarşik bir toplum işte bu dönemde kuruldu. Olumsuz çağrışımlarından dolayı, günümüzün sahipleri hizmetçi odalarının reklamını sıklıkla studette (stüdyo, tek odalı dairenin kısaltması) başlığı altında yapıyor. 2002 tarihli kararname, yüzölçümü 9 m2 ve 20 m3’ün altında olan alanların ana konut için kiralanmasını yasaklıyor ancak belediyenin sağlık düzenlemelerine uyulduğu sürece bu tür yüzey alanının ikincil konut veya sezonluk kiralama olarak kiralanmasını yasaklamıyor.
  • Haussmann mimarisinin en karakteristik özelliklerinden biri de balkonların konumudur: gerçek Haussmann binalarının ikinci katında bir balkon, 5. katında ise başka bir balkon bulunur.
  • 19. yüzyılda mutfaklar, personelin gözden uzakta yemek hazırlayabilmesi için ana yaşam alanlarından uzakta ve servis merdivenlerine yakın konumlandırılmış sıkışık alanlardı.
  • Her odanın açıldığı upuzun balkonlar sayesinde hizmetkarlar evin içinde dolanmadan balkondan kapısı açık odaları temizlermiş, odanın temizlenmesi isteniyorsa kapısı açık aksi halde kapalı bırakılırmış.
  • Haussmann mimarisi, sokaklara maksimum miktarda güneş ışığı girmesine izin vermek için 45 derecelik bir açıyla gri mansard çatılar yapmışlar.
  • Bazı dairelerde bir yatak odası ve banyo bulunurken, diğerleri üç veya dört yatak odalı ve birkaç banyolu geniş aile daireler.
  • Bronz veya demir kapı tokmaklarına sahip büyük tek veya çift ahşap giriş kapıları var.
  • Geniş caddeli şehir planlaması ile Paris’te sık görülen halk ayaklanmalarına müdahalenin kolaylaşacağı ve önüne geçmeyi amaçlamışlar.
  • Şehrin cephe hizalaması, bina yüksekliği ve bina dağılımı gibi düzenlemelere sahip şehircilik yasaları, 17. yüzyılın başlarından bu yana sıkı bir biçimde korunuyor.

Haussmann mimarisinden bahsetmişken HLM Habitation a loyer modere dediğimiz Türkiye versiyonu kısaca TOKI olan ; Fransa, Cezayir ve Senegal’de mütevazı gelirli ailelere yönelik, kirası düşük olan apartmanlardan bahsetmemek olmaz, 2000’li yılların sonunda Fransa’daki HLM’de 4,3 milyon hane, yani yaklaşık on milyon kişi yaşıyor.


İlk gün Boulevard Haussman ve Palais Garnier çevresinde dolaştık ;

  • Grand Cafe Capucines
  •  Boulevard des Capucines Starbucks , 1600’lü yıllarda inşa edilmiş tarihi bir bina içerisinde yer alıyor, görülmesi gereken Starbuckslardan biri.
  • Le Gramont Cafe : aperotivo yapmak için ideal, kir ya da kahve içmek için ideal.
  • Printemps – Galerie Lafayette : marka alışveriş yapmak için popüler olsa da, biz eyfel kulesini görmek ve en üst katındaki hediyelik eşyalara bakmak için giriyoruz.
  • Hippopotamus Steak House : akşam yemeğini burada yedik, hamburger, şarap ve tatlısıyla kişi başı 20 € verdik. Daha önce keşfetmediğim iki fransız tatlısı keşfettik ;
  • Ile flottante -Floating Island, yüzen ada tatlısı, servisi ilgi çekici, vanilyalı muhallebi üzerinde yüzen bezeden oluşuyor, tatlının ana malzemesi beze için yumurta akı, şeker ve vanilya özü.
  • Dame Blanche, Türkçesi Beyaz kadın, tatlının kökeni daha çok Belçika ve Hollanda’dan geliyormuş ama Fransa’da menülerde var, kremalı vanilyalı dondurma üzerine erimiş çikolatalı tatlı bize pekte yabancı bir tatlı değil .
  • Daha sonra Arc de Triomphe – Zafer takına geldik ; Zafer takının olduğu dönel kavşakta araba kazalarını sigortalar karşılamıyor, çok fazla giriş çıkış ve kavşak olduğu için o riske girmek istemiyorlar ve herkes kendi arabasından sorumlu.
  • Ayrıca Fransa’da araba park ederken el freni çok sert çekilmezmiş çünkü arabaların park ederken tampona ya da çamurluğa değerek park için yer açması normalmiş ve tampon ya da çamurluktaki bir iz ya da darbe suç sayılmıyormuş, el frenini sert çekerseniz arabanızı rahat ittiremeyeceği için tamponun ya da çamurluğun hasar görmesi olası.
  • Trafikle ilgili bilgiler veriyorken; Priorité à Droite sağdan öncelik kuralı Fransa’da temel bir kural, aksi belirtilmedikçe kavşaklarda sağdan gelen araçlar geçiş hakkına sahip.
  • Paris merkezde gezecekseniz araba kullanmak ve park yeri aramak mantıklı değil, metro ile ulaşım en kolay.
  • Paris’i çevreleyen çevre yolu periferikte hız sınırı 70 km, Paris şehir merkezinde yasal hız sınırı 30 km.

İkinci gün

İş gezisine geldiğimiz için iş çıkışı Westfield velizy 2 alışveriş merkezine gittik, alışveriş merkezinin 5 dk yürüme mesafesinde Indiana cafe Vélizy-Villacoublay‘ye gittik lokallerin oldukça tercih etti dolu bir mekan.


Üçüncü gün
  • Parc du Champ de Mars‘a gittik.
  • Cafe Gustave ‘da kahve içtik, tam fotoğraflık bir Paris kafesi.
  • Cafe den 2-3 dk uzaklıktaki La Casa di Alfio İtalyan restoranında pizza, makarna yedik, genel olarak pizza makarna fiyatları 15-20€ arasında değişiyor.
  • Statue of Liberty Paris , Colmar yazımda da belirttiğim gibi Statue of Liberty’nin heykeltraşı Frédéric Auguste Bartholdi Colmar doğumlu, Fransa tarafından Amerika Birleşik Devletleri’ne Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nin 100. yıldönümünü kutlamak için hediye edilen Özgürlük anıtı 3 yıl sonra daha sonra 11,5 metrelik reprodüksiyonu ile Fransız Devrimi’nin yüzüncü yılını anmak için Amerika Birleşik Devletleri tarafından Fransa’ya verildi . Paris’in ‘Demir Leydi’si olarak da bilinen Eyfel Kulesine sırtı dönük şekilde adanın ucuna yerleştirilmiş.
  • Centre Commercial Beaugrenelle şehir merkezinde nadir görebileceğiniz Novotel gibi gökdelenlerin olduğu alanda Paris şehir merkezindeki en büyük alışveriş merkezlerinden birisi.
  • 31 Ağustos 1997’de paparazilerden kaçmak isteyen Lady Diana ve Dodi Al Fayed‘ in trafik kazasında öldüğü yer Pont de l’alma köprüsünden geçiyoruz, bu köprü Seine nehri kıyısında Eyfel kulesi manzarasına sahip önemli bir konumda. Alt geçidin üstünde altın sarısı meşale bir heykel var , 1989‘da Fransa’da 100. yılını kutlayan International Herald Tribune gazetesinin Fransa’ya hediyesi, New York’taki Özgürlük Heykeli’nin meşalesinin replikası. Fransız-Amerikan dostluğunu sembolize eden bu heykel Flame de la Libérté (Özgürlük Meşalesi) olarak geçer ve heykelin Lady Diana ile bir bağlantısı yok.
  • Triangle d’OrAltın Üçgen : Paris’in 8. bölgesinde, Champs-Élysées, Montaigne ve George V caddeleri arasındaki coğrafi bölge, bu bölge mimarisi ve kültürüyle popüler, Altın üçgen hem tarihi hem de coğrafi bir kavram.

Dördüncü gün

İş ekibiyle birlikte Versay sarayının bahçelerini gezip, aperitivo ve sonrasında yemek yiyeceğimiz güzel bir plan yapıldı.

Versay Sarayı

Versay Sarayı
  • Saray 20 bin işi alabilen Avrupa’nın en büyük saraylarından biri ve Fransa tarihindeki pek çok önemli olayın geçtiği yer.
  • 1600’lü yılların başında üstünde sadece bir yel değirmeni olan bu geniş arazi dönemin kralı 13. Louis tarafından kalabalıktan kaçmak amacıyla basit bir av köşkü olarak yaptırılır. Av köşkü çok sade bir binadır ki saray ahalisi “cılız saray” olarak anar. 14. Louis bütün iktidar kadrosunu Versailles’ da yaşatmaya karar verince 50 sene sürecek inşaat süreci başlar ve Roma İmparatorluğu’ndan sonra ilk kez bu ölçülerde büyük saray yapılır. Bunun nedeni ise Fransa’nın saltanat ve ihtişama yönelik yönetilme tarzı, Versay Fransız İhtilali’nin başladığı, Fransız krallarının saltanat ve ihtişama doyduğu dönemin baş mekânı.
  • Versay sarayının içini ve bahçesini gezmek için tam bir gün gerekiyor, biz kişi başı 10 € karşılığında sadece bahçeleri gezdik.
  • Versay sarayı bahçelerinde sonsuzluğa giden uçsuz bucaksızlık hissiyatı vermeye çalışır, gökyüzünden bakıldığında tüm bahçenin bir desen halinde gözükür, geometrik düzen bitkilerin budanarak forma sokulmuş, bahçelerde heybetli sütunlar, gösterişli heykeller, çeşmeler ve havuzlar var.
  • Versay sarayı denildiğinde konuşmamız gereken iki isim var ; sarayı ihtişama kavuşturan Güneş Kral 14. Louis ve Saray’ın iflası döneminde skandalları ile halkın kraliyet ailesine karşı ayaklanmasına yol açan ünlü kraliçe Marie Antoinette.
  • Sarayın en ilginç noktası yapılırken hiç bir tuvaletin olmaması eskiden asil insanların istediği her yerde gereksinimlerini giderebileceği inancı varmış, genellikle tuvaletler merdiven altlarına ya da perdelerin arkasında yapılırmış, asillerin ise ortası delikli sandalyeleri bulunur ve tuvaletlerini bu sandalye altındaki kaplara yaparlarmış. Sarayda, sabah saatlerinde hizmetçiler ve uşaklar tarafından boşaltılan ‘gece lazımlıkları’ kullanılıyordu. Çoğu zaman Iağım çukurları çok uzakta olduğu için lazımlıklar dolunca pencerelerden aşağı dökülüyordu ve koku daha da kötüleşiyordu.
  • Dünya tarihinin en pis saraylarından biri diyebiliriz. Hem Kral hem de sarayın  giysileri yıkanmaz; sadece silinirdi. O dönemde kıyafetler genelde kadife ve ipekten yapıldığı için yıkamayla zarar görebiliyorlardı. Çamaşırhaneye sadece gömlek, yatak örtüsü ve masa örtüleri verilirdi.
  • 14. Louis döneminde Versay Sarayı’nın pis koktuğu düşünülüyor, o zamanlar, sıcak suyun hastalıkların yayılmasını sağladığına inanılıyordu. Veba dahil her hastalığın içine girebileceği gözenekleri açtığı düşünülüyordu. Banyo çok nadir suya girip çıkacak şekilde yapılırmış. Louis’in hayatında sadece 3 kez banyo yaptığı söyleniyor, alkole batırılmış bir bezle silindiği ve çamaşırlarını günde birkaç kez değiştirdiği söylenir.
  • Versay’ da yaşayan diğer insanların kendi özel banyoları yoktu, insanlar ‘kuru temizleme’ denilen kuru bir bezle veya ekşi bir şeyle ıslatarak kendilerini siliyorlardı.
  • Çok pahalı olan şekeri sadece zenginler alabiliyordu bu yüzden birçok zengin insanın dişleri çürüktü.
  • Saraylılar kokuyu yok etmek için çok fazla parfüm kullanırdı. O zamanların parfümleri amber ve misk gibi hayvansal kökenli ağır aromalara sahipmiş. Keten ve kıyafet sandıklarına, koltuk altı ve baldırdaki kıyafetlere de dikilebilen lavanta keseleri yapıyorlar.
  • Versay Sarayı, kadın devrimci bir grup saraya saldırıp Louis XVI ile kraliçesi Marie-Antoinette’i dışarı atana kadar 1789’a kadar Fransız kraliyetinin merkez üssüydü. Kraliyet çiftinin Paris’e geri gönderilirken Fransız Devrimi esnasında vatan hainliği ile suçlanarak giyotinle idam edildiler. Fransız Devrimi’nin, 14. Louis ve onun soyundan gelenlerin lüks yaşantısı ve devletin hazinesine verdikleri ciddi zarardan kaynaklandığı düşünülüyor.
  • Versay sarayı Fransa’nın en ihtişamlı devrini, ölçüsüz harcamalarını, Marie Antoinette’in “ekmek bulamazlarsa pasta yesinler – Qu’ils mangent de la brioche.” cümlesini simgeler aslında bu cümlenin ya Marie Antoinette’i kötülemek ya da sözü popüler yapmak amacıyla Marie Antoinette’e mâl edildiği ama sözün onun tarafından söylendiğine dair kanıt olmadığı söylenir.
  • Marie Antoinette hakkında bir çok ilginç tarihi dedikodu var hatta Kirsten Dunst’un oynadığı Marie Antoinette adlı filmi izleyebilirsiniz. Kraliçenin ilk çocuğu kız doğar ve Fransa kralının en büyük kızı olduğu için “Dofin” unvanı verilir. Saray ve halk erkek çocuk istemesine rağmen, Marie Antoinette kız çocuk sahibi olmaktan çok memnun olur ve bu cümleyi söyler ; “Erkek olsaydın devlete ait olacaktın, ama sen bana aitsin ve benim tüm alakama sahip olacaksın; mutluluklarımı paylaşacak, acılarımı azaltacaksın.”
  • Versay sarayının içerisinde ki Aynalar Salonu 1919 yılında, İtilaf Devleri ve Almanya arasında imzalanan ve I. Dünya Savaşını bitiren Versay Barış Antlaşması’nın yapıldığı yer .
  • Marie Antoinette ve 14.Louis merağımı burada bırakıyorum.

  • O’paris en sevdiğim mekanlardan biri oldu, dörtten sonra açılıyor ve tam iş çıkışı bira içmelik bir yer, mekanın hem içi hem dışı dopdolu tek kötü yorumum mekanın içi aşırı loş ve dar, dışarıda oturabileceğiniz şemsiye altı açık mekanı da var. En uygun 50lik fıçı biralar 5€’dan başlıyor.
  • La cantina italyan restorantı, pizzaları çok iyiydi pizza ve yanında bir bardak şarap 25 €, pizzaları çok büyüktü tüm takım bitirmekte zorlandı.

Beşinci Gün
  • Şanzelize üzerinde yürüyüp mağazaları gezdik ; Paris Saint Germain, Dior, Monoprix vb.
  • Miss Ko, Şanzelize etrafında gidebileceğiniz güzel mekanlardan biri.
  • Tokyo de palais : aperitivo için ideal.

Bistro Kültürü

Paris’te mekan kültürü çok popüler ve yaygın, Bistro ise apayrı bir yere sahip, çoğu kişi bistro ile Fransız restoranını karıştırır.

  • Bistro kültürü nerden geliyor ve bistro nedir sorularına cevap olarak ; Bistro, başlangıçta küçük kafe veya şarap dükkanı olarak adlandırılıyor, 1814 Napolyon savaşı Rus askerlerinin Paris işgali sırasında kafe ve restoran sahiplerine aceleleri olduğu için sıklıkla “acele et” – Bwystra diye bağırmalarıyla bu Rusça kelimenin yanlış telaffuzu olarak Bistro – Bistrot hızlı servis sunan ucuz sıradan restoranları ifaden eden bir kavram olarak doğuyor. Sonrasındaysa mekan sahipleri, hızlı servis veren restoranlarını adlandırmak için bistro kelimesini kullanıyorlar. Bazı dil bilimcilere göre bistronun Ruslarla hiçbir ilgisi yok. Kelime, “şarap satıcısının asistanı” Fransızca “bistraud” kelimesinden geliyor.
  • Bistro ev sahibinin gelirini artırmak için bir hanın veya apartmanın bodrum katına açtığı küçük mekanlardı. Bistrolar ; günlük olarak değişen geleneksel Fransız mutfağından yemekler sunan samimi sıcak tavrıyla sınırlı basit menüye sahip uygun fiyatlı yerler. Bistrolarda menüler tahtaya yazılıyor, hazırlanmış geleneksel yemeklerin hızlı servis edildiği küçük gösterişsiz bir restoranlara deniyordu. Bistroların oldukça sade, misafirperver ve rahat olmaları amaçlanmıştır.
  • 19.yüzyılın sonlarında sanayileşme, bistroyu Fransız günlük yaşamının ayrılmaz bir parçası haline getirdi, 11. bölge gibi Fransız işçi sınıfının olduğu mahallelerde, metal işçileri ve zanaatkârlar sabah kahve içmek için sonrasında ucuz yemek için bir araya geldiği bir mekan, genellikle küçük alanlara sahip olan bistrolar, evini ısıtmaya gücü yetmeyen işçi sınıfı yazar ve sanatçıların buluşma yeri oldu. Fransa’da telefon için iki yıllık bekleme listesinin olduğu 1950’li ve 1960’lı yıllarda bistrolarda bulunan telefonların kullanılması bistroyu mahalle arasında o sıcaklığı yaşatan bir mekan haline getirdi.
  • Bistro konsepti Fransa’da ortaya çıkışından bu yana 200 yıl süresince konsepti değişti ve evrimleşti ve daha sonra 1980’lerde Amerika Birleşik Devletleri’nde popüler hale gelip farklı bir mottoyla tanıtıldı. Amerika’da müşterilere bir restoranın lüks, yüksek kalite, yüksek fiyat, daha az masanın yer aldığı klasik yemekler sunan konseptler için kullanılmaya başlandı.
  • Bugüne baktığımızda bistro döneminin sonuna yaklaşıyoruz, 1960 yılında Fransa’da 200.000 bistro vardı, bugün ise 32.000’den az var. Bistronun popülerliğini kaybetmesinin arkasındaysa Fransız halk sınıfının çöküşü, emlak sektörünün pahalılığı ve şehirlerin burjuvalaştırılması sebep gösteriliyor.
  • Fransız yemek mekanları dörde ayrılır; birahaneler (brasseries), bistrolar, restoranlar ve kafeler. Bistro ve Brasseries arasındaki en büyük fark, Bistrolar genellikle sadece öğle genellikle 12:00 – 2:30 arası ve akşam yemeklerinde 19:30 -22:30 açık ve iki öğün arasında kapalıdır. Bistro’nun menüsü Brasseries’lere göre daha kısıtlıdır, Bistro da genelde soupe à l’oignon (soğan çorbası), confit de canard (duck confit- Ördek konfi), Fransız güveci Cassoulet gibi geleneksel ev yemekleri bulunur, bizdeki lokanta mantığına benzetebiliriz.
  • Brasseries Türkçe’ye Birahaneler olarak çevrilen mekanlar, adını kendi birasını kendi bünyesinde üreten yemek mekanlarını nitelemek için kullanıldı. Birahaneler ilk olarak Paris’te başkente giden Alsaslılar (İsviçre bölgesi) tarafından açıldı ve 19. yüzyıl Paris’inde biranın Fransız başkentinde popülerlik kazanmasıyla birlikte Brasseries’ler çoğalmaya başladı. Menülerinde her şeyden biraz var ve uzun saat açıklar.

5 günlük kısa Paris gezimde mayıs sonunda hep yağmura denk gelmiş olsak bile edindiğim tüm gözlemleri ve bilgileri detaylıca yazmak istedim.


Leave a comment